YEREL İŞ
YEREL YÖNETİM HİZMET KOLU KAMU İŞGÖRENLERİ SENDİKASI
Mustafa Kemal Ataturk
Yerel İş
Yerel İş Sendikası
Yerel İş Haberler
Ankara Şubemiz Açıldı.
Sendikamız Yerel-İş'in Ankara temsilciliği açıldı. Ankara Şube görev dağılımı aşağıdaki gibi gerçekleşti.
Şube Başkanı Tarkan AKÇAY
Şube İdari Sekreteri Ayşe KILIÇ
Şube Mali Sekreteri Haydar ARSLAN
Şube Örgütlenme Sekreteri Halil ÇELEBİ
Şube Hukuk ve Sözleşme Sekreteri Hüseyin MERDANOĞLU
Şube Eğitim ve Basın Yayın Sekreteri Gülistan ULUDAĞ
Şube Sosyal ve Dış İlişkiler Sekreteri Gazi ÇIRACIOĞLU

Tirebolu Belediyesi ile Toplu Sözleşme
Yerel-İş ile Tirebolu Belediyesi arasında 01-05-2008 tarihinde toplu sözleşme yapıldı.

Yerel-İş Sendikası - Türkiye Sendikalar
Eğitim-İş
Eğitim-İş Sendikası
Yerel-İş Sendikası - Türkiye Sendikalar
Birleşik Sağlık-İş Sendikası
Birleşik Sağlık-İş Sendikası
Yerel-İş Sendikası - Türk Sendikaları
Birleşik Büro-İş
Birleşik Büro-İş



Yerel-İş sendikasının kurulması konusundan basının bilgilendirilmesidir.

 

 

NEDEN YENİ BİR SENDİKAYA İHTİYAÇ DUYUYORUZ?

 

Türkiye’de ve dünyada işçi sınıfı mücadelesinin uygulanan yeni neo-liberal politikalarla farklı bir dönemece girdiğini düşünüyoruz. Kendi emeğini satarak değer üreten bu sınıfın, kendi ürettiği değer üzerinden emeğinin hakkına sahip olma mücadelesi veren bu sınıfın, tarih sahnesine çıkışının üzerinden yaklaşık 500 yıl geçti. Bireysel emekten elbirliğine, manifaktürden montaj bandına, üretim ilişkilerinin ve araçlarının değiştiği her yeni dönemeçle birlikte işçi sınıfı da kendi mücadele dinamiklerini değiştirmiş ve hak arama mücadelesini başka araçlar eşliğinde ama hiç ara vermeden sürdürmüştür. Makine kırıcılarından İngiliz çartist hareketine, 1800’lerdeki işçi birliklerinden sendikalara hiç aralıksız süren bir mücadelenin devamı olarak gördüğümüz Türkiye sınıf mücadelesi de bu yeni dönemeçte farklı dinamiklere ve yeni mücadele biçimlerine ihtiyaç duymaktadır. Sermayenin ya da üretim araçlarının mülkiyetine sahip olanların dünya çapında küresel birlikler kurduğu, her geçen gün kâr oranını ve artı-değer sömürüsünü arttırma yolları bulmaya çalıştığı bir dönemde, kamusal mülkiyetlerin yok pahasına bireysel mülkiyet haline getirildiği fütursuz bir özelleştirme zamanında, kamu hizmetlerinin her geçen gün paralılaştırıldığı, eğitim, sağlık ve barınma gibi hakların sermayenin açlığına kurban verildiği 21. y.y. Türkiyesi’nde, hak arama mücadelesi artık sadece işçinin kendi ekonomik çıkarlarını muhafaza etme ya da bunlara ufak artışlar ekleme şeklindeki bir mücadele olarak düşünülemez. İşçi sınıfının mücadelesi artık bütün halkın çıkarlarından ayrı düşünülebilecek bir mücadele alanı değildir, işçi sınıfı elbette bütün hak arama mücadelelerinin doğal müttefidir, bütün bu hak taleplerinin yöneldiği yerin aynı zamanda kendi sömürüsünün de kaynağı olduğunu bilir, kendi elleriyle ördüğü bir dünyanın her santiminde kendi emeğinin değerinin somutlaşmasını görür ve bu değerin kendinden her geçen gün daha da fazla çalındığını da.

 

Peki, kamu alanında hizmet ve emeğiyle değer üreten kamu çalışanları farklı bir hikayeye mi sahipler? Hayır! Kamu birikimlerinin, bir ulusun yıllardır yarattığı birikimlerin kendisine hiç sorulmadan büyük sermayedarların mülkiyetine geçmesi ile gittikçe işçileşen bir kamu çalışanı kitlesi ile karşı karşıyayız. Bu kitlenin ortaya çıkmasının temelinde, kamu emekçilerinin “memur” olma özelliklerinden sıyrılarak, “işçileşme süreci” içine girmeleri yatıyor. Devletin ekonomideki ve sosyal yaşamdaki rolünün değişmesi, “ekonomik ve sosyal” görevlerin piyasaya terk edilmesi biçiminde ortaya çıktı. Bunun bir biçimini özelleştirme oluştururken, diğer biçimi kamu hizmetlerinin metalaştırılması olarak gerçekleşti. Her ikisi de, devletin kamu çalışanlarıyla olan ilişkisinde radikal bir değişikliği beraberinde getirdi. Devlet ile kamu çalışanları arasındaki ilişkinin emek sermaye ilişkisi biçimini kazanması, kamu çalışanlarını işçi sınıfının organik bir parçası olmaya yönelten süreci başlattı. Emek gücünü belediyelerden, devlet kurumlarına kadar tüm bir toplumun yaşamını düzenli bir biçimde idame ettirmesi için kullanan bizler bütün çalışan kesimlerin sömürülme biçimleri ile aynı sürece tabiyiz. 1980’li yıllardan itibaren emek hareketinin tüm kazanımlarına yönelen neo-liberal saldırı kamu alanında hizmet üreten kamu emekçilerine de yönelmektedir. Yani kısaca Yeni Dünya Düzeni büyün dünyada farklı emek gücü biçimlerini aynı niteliğe indirgemektedir ve dolayısıyla da aynı sömürü mekanizmalarının işleyeceği tek bir biçime. Bu bağlamda büyük sermayelerin ve bu sermayelerin dolaşıma girmesini kolaylaştırma işlevini devlet görevi bilen A.B.D. gibi ülkelerin emeğe karşı aldığı mevziler sınıf mücadelesinin kristalleştiği farklı mücadele alanları açmaktadır. Eski emperyalist saldırganlığı aratmayacak biçimde küresel sermaye kendi krizlerini savaşlar üzerinden ve dolaşımı engelleyen yasaları ortadan kaldırabilmek için de ulus-devletin imhası üzerinden aşmaya çalışmaktadır. Fakat diğer yandan da Ortadoğu’yu tekrardan şekillendirmek ve kendi enerji açığını kapamak üzere ulus devletin yüceleştirildiği bir ideolojik hegemonya üretmektedir. Türkiye her iki tartışmanın da tam odağında bir ülkedir ve dolayısıyla da bu ülkenin bütün emek güçleri iki yönlü bu saldırının tam ortasındadır. İşte bu yüzden de Türkiye emekçi sınıfları sadece kendi ekonomik çıkarlarına odaklanmış bir mücadele hattı içinde sınıf mücadelesinin gereklerini yerine getiremezler. Bugün işçi sınıfının kendi çıkarlarını savunması ülke ve vatan savunması ile birleşmeli ve küresel sermayeye karşı halkın bütün dinamiklerini de yanına alan bir mücadele hattı ortaya çıkarılmalıdır. Bunun anlamı ülke çıkarları adına emekçilerin çıkarlarının geri plana itileceği bir sendikacılık anlayışının yayılması değildir, tam aksine bütün bu saldırıların sınıf mücadelesinin kristalize olmuş şekilleri olduğunun bilince çıkarılması olarak sendikayı bir okul olarak örgütlemenin önünün açılmasıdır, yani emekçilerin kendilerini bütün bir ulus olarak örgütlemesinin önünün açılması.

 

Mevcut sendikaların bu yeni dönemin yapısını bir bütün olarak kavrayamadıkları açıktır. Bir yanda bütün sendikal mücadelesini hükümetin destek kolu olarak örgütleyen memur sendikaları konfederasyonu, diğer yandan emek ve sınıf mücadelesini salt bir siyasal söyleme indirgeyen, sınıf ve emek kavramlarını dilinden düşürmese de bunun yeni biçimlerini algılayamayan bir diğer memur sendikası. Elbette sendikamız Türkiye emek mücadelesinin başarılarla dolu birikimlerine sahip çıkmak zorundadır ve çıkacaktır, fakat günümüzün değişen koşullarında bu sendikaların yapısal özellikleri geçmiş dönemlerin başarılarıyla övünmenin ötesinde yeni mücadele dinamiklerini yaratıcı bir şekilde geliştirmeye izin vermemektedir. 1989 yılından beri süren bir mücadele sonunda, bugün kamu çalışanları hareketinin dinamizminin zayıfladığı görülüyor. Bunun çok çeşitli nedenleri sıralanabilir:

Kamu çalışanları sendikalarının üst örgütlenmesinin, yani KESK’in yaratılması sürecinde “sınıf-siyaset” ilişkisinin yanlış kurulması ve bunun sonucunda kitle dinamiğinin devre dışı kalması; üst örgütlenmede, kamu çalışanlarının çok yönlü ihtiyaçlarına yanıt vermeyen geleneksel hiyerarşik örgüt yapısının model alınması; kamu çalışanlarını işçi sınıfının organik bir parçası olarak örgütlemeyi öngören “çalışanların birliği” projesinin kesintiye uğratılması vb. Bu nedenler tek tek değerlendirilebilir ve tartışılabilir; bugün önemli olan, kamu çalışanları mücadelesinin taşıdığı olumlu özellikleri tümüyle yok olmadan, yeni bir mücadele dönemini başlatabilmektir. Özellikle kamu çalışanları hareketini sonuç olarak bir “memur organizasyonu”na kitlemeyi öngören yasal düzenleme tehlikesi karşısında ve bu tehlikenin Truva atları olarak bu alanda oldukça geniş bir örgütlülüğe ulaşan TÜRKİYE KAMU SEN ve MEMUR SEN’in mücadeleyi engellemeye yönelik çabaları karşısında bu daha da zorunlu hale gelmektedir. Emek, emek gücü artı-değer, meta vb. gibi sınıf mücadelesinin başat kavramlarını sadece sloganlarda taşıyan, bunları emekçilerin bilinci haline getirmek yerine onların üzerinde yükselen kutsal bir haleye ya da zamanı geçmiş kavramlara dönüştüren bu sendikal anlayışa karşı, sendikamız bir yandan bu kavramların gündelik yaşamda halen emekçilerin gerçekliğini oluşturan nosyonlar olduğunu kanıtlamak ve bunları emekçinin bilinci olarak örgütlemek ve emek mücadelesinin gelişen biçimlerine göre bu kavramları uyarlayarak gerçek bir mücadelenin mekanizmaları olarak örgütleme amacındadır. Sendikamız YEREL-İŞ siyasal ve kavramsal eleştirinin geçerliliği kanıtlandıktan sonra şimdi de gerçekliğin pratik ve değiştirici eleştirisinin zamanının geldiğine inanır.

 

YEREL-İŞ yeni ekonomik dinamikleri okuyamayan diğer sendikalara karşı varolan ekonomik sistemi her düzeyde tekrar tekrar çözümleyerek iş yapar. Yukarıda betimlediğimiz uluslar arası durumda bugün emek hareketi açısından bir dönüm noktasında olduğumuz açıktır. Bu dönüm noktası emeğin tarihsel mücadelesini bütün düzeylerde yeniden yapılandırma tartışmalarını gündeme getiriyor. Bu tartışmalar aynı zamanda pratik mücadelelerle birlikte sürüyor ve sürecek. Sınıf mücadelesinin tarihsel bir parçası olan sendikal hareket de krizden payını alıyor. Sendikal harekete ilişkin tartışmalar da, emek hareketinin genel krizinin çözümüne ilişkin tartışmalar içinde önemli bir yer tutuyor. Emek hareketinin bütünü, sendikal harekete indirgenemeyecek kadar kapsamlı sorunlar içerse de, sendikal hareketin krizinin çözümüne ilişkin tartışmalar, emek hareketinin ve solun genel olarak yeniden yükselişine dair imkanlar barındırıyor. Solun özgürlükçü ilkelerini arkasına alan YEREL-İŞ sadece varolan ve artık çok zaman sloganlarda taşınan dogmatikleşmiş bir solla arasına mesafe koyar ve onun gerçek teorik ustalarının yaratıcı düşünceleri ile dünyaya her gün yeniden bakmayı ve dünyayı anlama çabasını kendine görev bilir. Emek eksenli bir bakış açısıyla dünyada olup bitenlerin ne olduğunu anlama çabasındaki sendikamız aynı zamanda bu çabanın solun çağdaş bir yorumunun da pratik içinde emekçilerin kendi çabasından temelleneceğine inanır. Sol politikalarla emek eksenli mücadelenin her geçen gün birbirinden daha da uzaklaştığı tespitini yapan sendikamız, sendikal hareketin gerici ve uzlaşmacı bir sağ zihniyetine teslim edilmesini asla doğru bulmaz ve bunun engellenmesinin yolu olarak da solun önünü tıkayan zamanı geçmiş bir çok tespitin yeniden değerlendirilmesini benimser. Bu yolda atılacak ilk adım ise “ulus” kavramının tekrar solun yurttaşlık, bağımsızlık ve özgürlük ilkeleri ile birlikte Atatürk’ün açtığı çağdaş yolda tanımlanarak sahiplenilmesi ve onun gerici, 12 Eylül faşizminin taşıyıcısı zihniyetlerden kurtarılmasıdır.

 

Kamu çalışanlarının işçi sınıfının organik bir parçası olarak yeniden örgütlenmesi için, geleneceksel sendikal hareketten örnek alınarak oluşturulan dikey örgüt yapısı, yani bugünkü TÜM BEL SEN, BEM BİR SEN, TÜRK YEREL HİZMET-SEN yapısı, yeni sendikal mücadele yapısına uymamaktadır. Sendikamız bu hiyerarşik yapıyı yatay örgütsel mekanizmalarla (bölge meclisi, bölge yürütme kurulu vb.) demokratik bir işleyişe kavuşturma amacındadır. Bu noktada KESK, KAMU SEN ve MEMUR SEN’in bugünkü yapısına ve sendikal siyaset çizgisine muhalif unsurların, mevcut tıkanıklığın süreklileşmesi karşısında fiili il meclisleri türünden birleştirici araçlar yaratabilmeleri, yeni bir örgüt yapısının oluşturulabilmesi ve kamu çalışanlarının yeni bir sendikal hareketin kurucu dinamiği haline gelmesini sağlayabilecektir. Sendikamız mevcut sendikaların işleyişinden rahatsız olan bu unsurların yeni adresi olma amacındadır.

 

Yukarıda söylediklerimizle uyumlu olarak sendikamız yasal zorunluluklardan dolayı kurucu bir yönetim belirleyerek kurulmuşsa da örgütlülüğünü her geçen gün güçlendirerek en kısa sürede bir kongreye gitmeyi amaçlamaktadır. Kongre sürecine kadar da yatay ve dikey mekanizmaların ve sendika programının oluşturulması için bütün Türkiye’yi karış karış gezerek, tartışmalar örgütleyerek, bu tartışmalardan çıkan sonuçları bir demokrasi okulu olarak düşündüğümüz sendikamızın kuramsal zemini haline getirerek çalışmalarını var gücüyle sürdürecek olan sendikamız, ülkede istediği demokrasinin sendika içinde de bütün katılım yollarını açık tutarak geliştirilmesi ilkesini sahiplenir.

 

Emek mücadelesinin dinamiklerini aynı zamanda emperyalizme karşı mücadelenin dinamikleri olarak da örgütlemek isteyen sendikamız YEREL-İŞ:

 

Kitle ve sınıf sendikacılığının gereklerine odaklanmış, adalet-eşitlik-özgürlük gibi evrensel değerleri, içerikleri boşaltılmış biçimlerinden kurtararak, sahiplenen ve bunları zamansal-mekansal gereklere göre her daim yorumlayarak yaratıcı mücadele süreçleri geliştirme amacında bir emek örgütüdür.

 

YEREL-İŞ, esas olarak iş kolu içerisinde kendi emeğinin değerini almak ve bu konuda bir sınıf bilinci oluşturmaya yönelik çabalar çerçevesinde tanımlansa da, üzerimize düşen toplumsal sorumluluğun bilinci ile Atatürk’ün yolunda laik, sosyal bir hukuk devleti olarak Cumhuriyetimizi tekrardan örgütlemenin ve hak alma mücadelesinde sınıf bilinci ile yurttaşlık bilincinin aynı çıkarlar etrafında örtüştürmenin de görevi olduğunu bilir.Bu görev bilinci ile sendika üyelerimiz emekten yana belediyelerde kendi sınıf çıkarları neyi gerektiriyorsa yapmanın yanında, bu belediyelerin bir yandan emek mücadelesi bileşenlerinden olmasının kanallarını açık tutar, diğer yandan da o sınırlar içinde yaşayan bütün yurttaşları belediyelerin emekten yana politikalarına ortak etmeye, onlarla birlikte yepyeni bir yaşam biçimini kurmaya çalışır. Sendikamız belediye hizmetleri gibi kamı hizmetleri alanında “hizmeti üreten ile hizmeti alan”, yani kamu çalışanları ile halkın ortak mücadelesini yaratmayı amaçlayan faaliyetlere girişebilme amacındadır. Kamu hizmeti, üretici ile tüketicinin dolaysız olarak karşı karşıya gelmesini sağlıyor. Özelleştirme ve kamu hizmetlerinin metalaştırılması, bu ilişkinin toplumsal muhalefetin güçlendirilmesi için kullanılabilmesine olanak tanıyor. Bu nedenle, yüzünü sadece çalışanlara değil, halka dönen bir çalışma biçimi, yani hizmeti üretenle hizmeti alanın birleşebileceği bir muhalefet çizgisi, kamu çalışanlarının sahip olduğu mücadele potansiyelinin etkili bir halk muhalefetinin yaratılmasına katkı yapmasını kolaylaştıracaktır. Sendikamız YEREL-İŞ bütün dünyadan ve Türkiye’de olanlardan kopuk sadece kendi küçük dünyasında kendi gündemi ile haşır neşir olmayacak ve mevcut sendikaların yaptığı gibi sadece negatif eleştiriyi kendine bir yöntem olarak seçmeyecektir. Sendikamız her ne kadar emek örgütü olmanın bütün eleştirel yanlarını güçlü bir biçimde kendi kimliğinde taşısa da aynı zamanda siyasal olarak kurucu bir görev de üstlenme amacındadır.

 

YEREL-İŞ, sendikal yapıların siyasi partilerin arka bahçesi olarak faaliyet göstermesine şiddetle karşı çıkar. Elbette belirli ortak hassasiyetlerin olduğu zeminlerde sendikamız kendi değerlerini ortaklaştırabildiği ölçüde diğer siyasal ve sosyal yapılarla işbirliği içinde olacaktır, fakat bu işbirliği hiçbir zaman sendikal özerkliği zedeleyecek bir biçim alamaz. TÜRK YEREL HİZMET-SEN ve BEM-BİR SEN’in yaptıkları güdümlü politikaların sendikal mücadeleyi hak alıcılıktan nasıl uzaklaştırdığı ve hükümetin ya da belirli partilerin gündemine odaklı politika yapmanın sendikal hareketi ne kadar olumsuz etkilediği açıktır. Diğer yandan da 1989 Bahar Eylemleri’nin direngenliği üzerine ortaya çıkan ve kuruluşunda bizim de içinde olduğumuz TÜM BEL SEN uzun süredir etnik politikaların esiri olmuş ve emeğin hakkını aramak yerine DTP’nin bir bileşeni gibi hareket etmeye başlamıştır. Sendikamız YEREL-İŞ bütün bu olumsuz örneklerin eleştirisinden aldığı güçle siyasal partiler karşısında kendi özerkliğini tüm gücüyle savunur.

 

YEREL-İŞ, “görünürde” eylemliliğe karşı çıkar. Sendikal eylemlerin başarısı, hedefin sağlıklı bir düşünsel temele dayanmasına ve seçilen eylem yönteminin gerçekçiliğine bağlıdır. Bu iki unsur arasındaki bağdaki gevşeklik, başarısızlığa neden olacağı için sendikal tabanda kötümserliğe yol açar. Bu süreç ise bir süre sonra, uzunca bir süredir ülkemizde yaşandığı üzere, yaptığı eylemlerin sonuç alabilirliğine kendisi de inanmayan ve giderek sayıları azalan kitlelerin “görünürde” eylemliliğine dönüşür. Emek örgütleri özünde siyasal örgütlenmeler olsa da, ortaya sürülen siyasal iddiaları kendi emek-değer süzgecinden geçirerek onları kendi siyasal algısı çerçevesine alır ve politikayı varolan gündeme eklemek yerine, varolan gündemi kendi amaçları ile birleşmiş bir biçime sokarak onun eylemini örgütler.

 

YEREL-İŞ, işkolunu oluşturan kamu çalışanlarının ilkeli ve onurlu bir yaşam sürebilmesi için zorun olan ücret standardını uygun seviyelere yükseltme mücadelesi verirse de sendikal mücadeleyi sadece ücret pazarlığına indirgemez. Emek gücünü yeniden üretmek için hesaplanan ücreti, sürekli olarak, insanın onuruna yaraşır yeni gelişmelere de uygun biçimde yükseltmeye çalışır. YEREL-İŞ bu yükseltme talebinin sadece bir ücret yükselmesi olarak değil, onun dışında yeni özgür ve eşit bir toplumsal yapının kurulması siyasal mücadelesinin bir ayağı olarak düşünür. Anti-emperyalizmi sınıf mücadelesi zemininde kavrayan YEREL-İŞ, ülkemiz kaynaklarını küresel sermayeye peşkeş çekebilmenin olanaklarını hazırlayan IMF ve Dünya Bankası politikalarına, bu örgütlerin özelleştirme adı altında dayattığı yağmaya karşıdır. AB’nin genel politikalarının da son dönem ABD emperyalizminin çıkarlarından ayrılmadığı tespitini yapan sendikamız AB’nin de ülkemiz ve ülkemiz emek-gücünün üzerinde çıkar hesapları olduğuna inanır.

 

YEREL-İŞ, hem işkolunun etkinlik alanında hem de bütün bir ülkede oldukça güçlenen karşı-devrimci gerici ve etnik bölücülüğe asla taviz vermez.

 

YEREL-İŞ, 1980’li yıllardan itibaren etkisini göstermeye başlayan ve 1990’lı yıllarda iyice kontrolden çıkan ve zengin, fakir arasındaki uçurumu iyice arttırarak halkı sefalete sürükleyen neo-liberal saldırıların sosyal devleti tasfiye etmeye yönelik politikalarını hukuksal, siyasal ve ekonomik alanların hepsinde yakından takip eder ve bu politikalara karşı emek tabanını ve toplumun tüm kesimlerini örgütlemeye çalışır. Ülke birikimlerinin özelleştirme adı altında her geçen gün satıldığı günümüzde YEREL-İŞ sadece geride kalanları korumak için değil, aynı zamanda daha önce satılmış olanların da ülkenin ve insanların ortak malı olduğunu tekrardan ülke bilincine çıkarıp bunlar için de mücadele etmeyi kendi görevi bilir.

 

 

 

Kamuoyuna saygılarımız ile duyurulur

 

Yaşasın örgütlü mücadelemiz !

 

Yaşasın YEREL-İŞ ! 

 
YEREL YÖNETİM HİZMET KOLU KAMU İŞGÖRENLERİ SENDİKASI

Yerel Yönetim Hizmet Kolu Kamu İşgörenleri Sendikası

Tasarım ve hosting Likya.Net - IE 5.0 ve üzeri için tasarlanmıştır.

Yerel İş