Yerel-İş sendikasının kurulması konusundan basının
bilgilendirilmesidir.
NEDEN YENİ
BİR SENDİKAYA İHTİYAÇ DUYUYORUZ?
Türkiye’de ve dünyada işçi sınıfı mücadelesinin
uygulanan yeni neo-liberal politikalarla farklı bir dönemece girdiğini
düşünüyoruz. Kendi emeğini satarak değer üreten bu sınıfın, kendi
ürettiği değer üzerinden emeğinin hakkına sahip olma mücadelesi veren bu
sınıfın, tarih sahnesine çıkışının üzerinden yaklaşık 500 yıl geçti.
Bireysel emekten elbirliğine, manifaktürden montaj bandına, üretim
ilişkilerinin ve araçlarının değiştiği her yeni dönemeçle birlikte işçi
sınıfı da kendi mücadele dinamiklerini değiştirmiş ve hak arama
mücadelesini başka araçlar eşliğinde ama hiç ara vermeden sürdürmüştür.
Makine kırıcılarından İngiliz çartist hareketine, 1800’lerdeki işçi
birliklerinden sendikalara hiç aralıksız süren bir mücadelenin devamı
olarak gördüğümüz Türkiye sınıf mücadelesi de bu yeni dönemeçte farklı
dinamiklere ve yeni mücadele biçimlerine ihtiyaç duymaktadır. Sermayenin
ya da üretim araçlarının mülkiyetine sahip olanların dünya çapında
küresel birlikler kurduğu, her geçen gün kâr oranını ve artı-değer
sömürüsünü arttırma yolları bulmaya çalıştığı bir dönemde, kamusal
mülkiyetlerin yok pahasına bireysel mülkiyet haline getirildiği fütursuz
bir özelleştirme zamanında, kamu hizmetlerinin her geçen gün
paralılaştırıldığı, eğitim, sağlık ve barınma gibi hakların sermayenin
açlığına kurban verildiği 21. y.y. Türkiyesi’nde, hak arama mücadelesi
artık sadece işçinin kendi ekonomik çıkarlarını muhafaza etme ya da
bunlara ufak artışlar ekleme şeklindeki bir mücadele olarak düşünülemez.
İşçi sınıfının mücadelesi artık bütün halkın çıkarlarından ayrı
düşünülebilecek bir mücadele alanı değildir, işçi sınıfı elbette bütün
hak arama mücadelelerinin doğal müttefidir, bütün bu hak taleplerinin
yöneldiği yerin aynı zamanda kendi sömürüsünün de kaynağı olduğunu
bilir, kendi elleriyle ördüğü bir dünyanın her santiminde kendi emeğinin
değerinin somutlaşmasını görür ve bu değerin kendinden her geçen gün
daha da fazla çalındığını da.
Peki, kamu alanında hizmet ve emeğiyle değer üreten
kamu çalışanları farklı bir hikayeye mi sahipler? Hayır! Kamu
birikimlerinin, bir ulusun yıllardır yarattığı birikimlerin kendisine
hiç sorulmadan büyük sermayedarların mülkiyetine geçmesi ile gittikçe
işçileşen bir kamu çalışanı kitlesi ile karşı karşıyayız. Bu kitlenin
ortaya çıkmasının temelinde, kamu emekçilerinin “memur” olma
özelliklerinden sıyrılarak, “işçileşme süreci” içine girmeleri yatıyor.
Devletin ekonomideki ve sosyal yaşamdaki rolünün değişmesi, “ekonomik ve
sosyal” görevlerin piyasaya terk edilmesi biçiminde ortaya çıktı. Bunun
bir biçimini özelleştirme oluştururken, diğer biçimi kamu hizmetlerinin
metalaştırılması olarak gerçekleşti. Her ikisi de, devletin kamu
çalışanlarıyla olan ilişkisinde radikal bir değişikliği beraberinde
getirdi. Devlet ile kamu çalışanları arasındaki ilişkinin emek sermaye
ilişkisi biçimini kazanması, kamu çalışanlarını işçi sınıfının organik
bir parçası olmaya yönelten süreci başlattı. Emek gücünü belediyelerden,
devlet kurumlarına kadar tüm bir toplumun yaşamını düzenli bir biçimde
idame ettirmesi için kullanan bizler bütün çalışan kesimlerin sömürülme
biçimleri ile aynı sürece tabiyiz. 1980’li yıllardan itibaren emek
hareketinin tüm kazanımlarına yönelen neo-liberal saldırı kamu alanında
hizmet üreten kamu emekçilerine de yönelmektedir. Yani kısaca Yeni Dünya
Düzeni büyün dünyada farklı emek gücü biçimlerini aynı niteliğe
indirgemektedir ve dolayısıyla da aynı sömürü mekanizmalarının
işleyeceği tek bir biçime. Bu bağlamda büyük sermayelerin ve bu
sermayelerin dolaşıma girmesini kolaylaştırma işlevini devlet görevi
bilen A.B.D. gibi ülkelerin emeğe karşı aldığı mevziler sınıf
mücadelesinin kristalleştiği farklı mücadele alanları açmaktadır. Eski
emperyalist saldırganlığı aratmayacak biçimde küresel sermaye kendi
krizlerini savaşlar üzerinden ve dolaşımı engelleyen yasaları ortadan
kaldırabilmek için de ulus-devletin imhası üzerinden aşmaya
çalışmaktadır. Fakat diğer yandan da Ortadoğu’yu tekrardan
şekillendirmek ve kendi enerji açığını kapamak üzere ulus devletin
yüceleştirildiği bir ideolojik hegemonya üretmektedir. Türkiye her iki
tartışmanın da tam odağında bir ülkedir ve dolayısıyla da bu ülkenin
bütün emek güçleri iki yönlü bu saldırının tam ortasındadır. İşte bu
yüzden de Türkiye emekçi sınıfları sadece kendi ekonomik çıkarlarına
odaklanmış bir mücadele hattı içinde sınıf mücadelesinin gereklerini
yerine getiremezler. Bugün işçi sınıfının kendi çıkarlarını savunması
ülke ve vatan savunması ile birleşmeli ve küresel sermayeye karşı halkın
bütün dinamiklerini de yanına alan bir mücadele hattı ortaya
çıkarılmalıdır. Bunun anlamı ülke çıkarları adına emekçilerin
çıkarlarının geri plana itileceği bir sendikacılık anlayışının yayılması
değildir, tam aksine bütün bu saldırıların sınıf mücadelesinin
kristalize olmuş şekilleri olduğunun bilince çıkarılması olarak
sendikayı bir okul olarak örgütlemenin önünün açılmasıdır, yani
emekçilerin kendilerini bütün bir ulus olarak örgütlemesinin önünün
açılması.
Mevcut sendikaların bu yeni dönemin yapısını bir
bütün olarak kavrayamadıkları açıktır. Bir yanda bütün sendikal
mücadelesini hükümetin destek kolu olarak örgütleyen memur sendikaları
konfederasyonu, diğer yandan emek ve sınıf mücadelesini salt bir siyasal
söyleme indirgeyen, sınıf ve emek kavramlarını dilinden düşürmese de
bunun yeni biçimlerini algılayamayan bir diğer memur sendikası. Elbette
sendikamız Türkiye emek mücadelesinin başarılarla dolu birikimlerine
sahip çıkmak zorundadır ve çıkacaktır, fakat günümüzün değişen
koşullarında bu sendikaların yapısal özellikleri geçmiş dönemlerin
başarılarıyla övünmenin ötesinde yeni mücadele dinamiklerini yaratıcı
bir şekilde geliştirmeye izin vermemektedir. 1989 yılından beri süren
bir mücadele sonunda, bugün kamu çalışanları hareketinin dinamizminin
zayıfladığı görülüyor. Bunun çok çeşitli nedenleri sıralanabilir:
Kamu çalışanları sendikalarının üst
örgütlenmesinin, yani KESK’in yaratılması sürecinde “sınıf-siyaset”
ilişkisinin yanlış kurulması ve bunun sonucunda kitle dinamiğinin devre
dışı kalması; üst örgütlenmede, kamu çalışanlarının çok yönlü
ihtiyaçlarına yanıt vermeyen geleneksel hiyerarşik örgüt yapısının model
alınması; kamu çalışanlarını işçi sınıfının organik bir parçası olarak
örgütlemeyi öngören “çalışanların birliği” projesinin kesintiye
uğratılması vb. Bu nedenler tek tek değerlendirilebilir ve
tartışılabilir; bugün önemli olan, kamu çalışanları mücadelesinin
taşıdığı olumlu özellikleri tümüyle yok olmadan, yeni bir mücadele
dönemini başlatabilmektir. Özellikle kamu çalışanları hareketini sonuç
olarak bir “memur organizasyonu”na kitlemeyi öngören yasal düzenleme
tehlikesi karşısında ve bu tehlikenin Truva atları olarak bu alanda
oldukça geniş bir örgütlülüğe ulaşan TÜRKİYE KAMU SEN ve MEMUR SEN’in
mücadeleyi engellemeye yönelik çabaları karşısında bu daha da zorunlu
hale gelmektedir. Emek, emek gücü artı-değer, meta vb. gibi sınıf
mücadelesinin başat kavramlarını sadece sloganlarda taşıyan, bunları
emekçilerin bilinci haline getirmek yerine onların üzerinde yükselen
kutsal bir haleye ya da zamanı geçmiş kavramlara dönüştüren bu sendikal
anlayışa karşı, sendikamız bir yandan bu kavramların gündelik yaşamda
halen emekçilerin gerçekliğini oluşturan nosyonlar olduğunu kanıtlamak
ve bunları emekçinin bilinci olarak örgütlemek ve emek mücadelesinin
gelişen biçimlerine göre bu kavramları uyarlayarak gerçek bir
mücadelenin mekanizmaları olarak örgütleme amacındadır. Sendikamız
YEREL-İŞ siyasal ve kavramsal eleştirinin geçerliliği kanıtlandıktan
sonra şimdi de gerçekliğin pratik ve değiştirici eleştirisinin zamanının
geldiğine inanır.
YEREL-İŞ yeni ekonomik dinamikleri okuyamayan diğer
sendikalara karşı varolan ekonomik sistemi her düzeyde tekrar tekrar
çözümleyerek iş yapar. Yukarıda betimlediğimiz uluslar arası durumda
bugün emek hareketi açısından bir dönüm noktasında olduğumuz açıktır. Bu
dönüm noktası emeğin tarihsel mücadelesini bütün düzeylerde yeniden
yapılandırma tartışmalarını gündeme getiriyor. Bu tartışmalar aynı
zamanda pratik mücadelelerle birlikte sürüyor ve sürecek. Sınıf
mücadelesinin tarihsel bir parçası olan sendikal hareket de krizden
payını alıyor. Sendikal harekete ilişkin tartışmalar da, emek
hareketinin genel krizinin çözümüne ilişkin tartışmalar içinde önemli
bir yer tutuyor. Emek hareketinin bütünü, sendikal harekete
indirgenemeyecek kadar kapsamlı sorunlar içerse de, sendikal hareketin
krizinin çözümüne ilişkin tartışmalar, emek hareketinin ve solun genel
olarak yeniden yükselişine dair imkanlar barındırıyor. Solun özgürlükçü
ilkelerini arkasına alan YEREL-İŞ sadece varolan ve artık çok zaman
sloganlarda taşınan dogmatikleşmiş bir solla arasına mesafe koyar ve
onun gerçek teorik ustalarının yaratıcı düşünceleri ile dünyaya her gün
yeniden bakmayı ve dünyayı anlama çabasını kendine görev bilir. Emek
eksenli bir bakış açısıyla dünyada olup bitenlerin ne olduğunu anlama
çabasındaki sendikamız aynı zamanda bu çabanın solun çağdaş bir
yorumunun da pratik içinde emekçilerin kendi çabasından temelleneceğine
inanır. Sol politikalarla emek eksenli mücadelenin her geçen gün
birbirinden daha da uzaklaştığı tespitini yapan sendikamız, sendikal
hareketin gerici ve uzlaşmacı bir sağ zihniyetine teslim edilmesini asla
doğru bulmaz ve bunun engellenmesinin yolu olarak da solun önünü tıkayan
zamanı geçmiş bir çok tespitin yeniden değerlendirilmesini benimser. Bu
yolda atılacak ilk adım ise “ulus” kavramının tekrar solun yurttaşlık,
bağımsızlık ve özgürlük ilkeleri ile birlikte Atatürk’ün açtığı çağdaş
yolda tanımlanarak sahiplenilmesi ve onun gerici, 12 Eylül faşizminin
taşıyıcısı zihniyetlerden kurtarılmasıdır.
Kamu çalışanlarının işçi sınıfının organik bir
parçası olarak yeniden örgütlenmesi için, geleneceksel sendikal
hareketten örnek alınarak oluşturulan dikey örgüt yapısı, yani bugünkü
TÜM BEL SEN, BEM BİR SEN, TÜRK YEREL HİZMET-SEN yapısı, yeni sendikal
mücadele yapısına uymamaktadır. Sendikamız bu hiyerarşik yapıyı yatay
örgütsel mekanizmalarla (bölge meclisi, bölge yürütme kurulu vb.)
demokratik bir işleyişe kavuşturma amacındadır. Bu noktada KESK, KAMU
SEN ve MEMUR SEN’in bugünkü yapısına ve sendikal siyaset çizgisine
muhalif unsurların, mevcut tıkanıklığın süreklileşmesi karşısında fiili
il meclisleri türünden birleştirici araçlar yaratabilmeleri, yeni bir
örgüt yapısının oluşturulabilmesi ve kamu çalışanlarının yeni bir
sendikal hareketin kurucu dinamiği haline gelmesini sağlayabilecektir.
Sendikamız mevcut sendikaların işleyişinden rahatsız olan bu unsurların
yeni adresi olma amacındadır.
Yukarıda söylediklerimizle uyumlu olarak sendikamız
yasal zorunluluklardan dolayı kurucu bir yönetim belirleyerek kurulmuşsa
da örgütlülüğünü her geçen gün güçlendirerek en kısa sürede bir kongreye
gitmeyi amaçlamaktadır. Kongre sürecine kadar da yatay ve dikey
mekanizmaların ve sendika programının oluşturulması için bütün
Türkiye’yi karış karış gezerek, tartışmalar örgütleyerek, bu
tartışmalardan çıkan sonuçları bir demokrasi okulu olarak düşündüğümüz
sendikamızın kuramsal zemini haline getirerek çalışmalarını var gücüyle
sürdürecek olan sendikamız, ülkede istediği demokrasinin sendika içinde
de bütün katılım yollarını açık tutarak geliştirilmesi ilkesini
sahiplenir.
Emek mücadelesinin dinamiklerini aynı zamanda
emperyalizme karşı mücadelenin dinamikleri olarak da örgütlemek isteyen
sendikamız YEREL-İŞ:
Kitle ve sınıf sendikacılığının gereklerine
odaklanmış, adalet-eşitlik-özgürlük gibi evrensel değerleri, içerikleri
boşaltılmış biçimlerinden kurtararak, sahiplenen ve bunları
zamansal-mekansal gereklere göre her daim yorumlayarak yaratıcı mücadele
süreçleri geliştirme amacında bir emek örgütüdür.
YEREL-İŞ, esas olarak iş kolu içerisinde kendi
emeğinin değerini almak ve bu konuda bir sınıf bilinci oluşturmaya
yönelik çabalar çerçevesinde tanımlansa da, üzerimize düşen toplumsal
sorumluluğun bilinci ile Atatürk’ün yolunda laik, sosyal bir hukuk
devleti olarak Cumhuriyetimizi tekrardan örgütlemenin ve hak alma
mücadelesinde sınıf bilinci ile yurttaşlık bilincinin aynı çıkarlar
etrafında örtüştürmenin de görevi olduğunu bilir.Bu görev bilinci ile
sendika üyelerimiz emekten yana belediyelerde kendi sınıf çıkarları neyi
gerektiriyorsa yapmanın yanında, bu belediyelerin bir yandan emek
mücadelesi bileşenlerinden olmasının kanallarını açık tutar, diğer
yandan da o sınırlar içinde yaşayan bütün yurttaşları belediyelerin
emekten yana politikalarına ortak etmeye, onlarla birlikte yepyeni bir
yaşam biçimini kurmaya çalışır. Sendikamız belediye hizmetleri gibi kamı
hizmetleri alanında “hizmeti üreten ile hizmeti alan”, yani kamu
çalışanları ile halkın ortak mücadelesini yaratmayı amaçlayan
faaliyetlere girişebilme amacındadır. Kamu hizmeti, üretici ile
tüketicinin dolaysız olarak karşı karşıya gelmesini sağlıyor.
Özelleştirme ve kamu hizmetlerinin metalaştırılması, bu ilişkinin
toplumsal muhalefetin güçlendirilmesi için kullanılabilmesine olanak
tanıyor. Bu nedenle, yüzünü sadece çalışanlara değil, halka dönen bir
çalışma biçimi, yani hizmeti üretenle hizmeti alanın birleşebileceği bir
muhalefet çizgisi, kamu çalışanlarının sahip olduğu mücadele
potansiyelinin etkili bir halk muhalefetinin yaratılmasına katkı
yapmasını kolaylaştıracaktır. Sendikamız YEREL-İŞ bütün dünyadan ve
Türkiye’de olanlardan kopuk sadece kendi küçük dünyasında kendi gündemi
ile haşır neşir olmayacak ve mevcut sendikaların yaptığı gibi sadece
negatif eleştiriyi kendine bir yöntem olarak seçmeyecektir. Sendikamız
her ne kadar emek örgütü olmanın bütün eleştirel yanlarını güçlü bir
biçimde kendi kimliğinde taşısa da aynı zamanda siyasal olarak kurucu
bir görev de üstlenme amacındadır.
YEREL-İŞ, sendikal yapıların siyasi partilerin arka
bahçesi olarak faaliyet göstermesine şiddetle karşı çıkar. Elbette
belirli ortak hassasiyetlerin olduğu zeminlerde sendikamız kendi
değerlerini ortaklaştırabildiği ölçüde diğer siyasal ve sosyal yapılarla
işbirliği içinde olacaktır, fakat bu işbirliği hiçbir zaman sendikal
özerkliği zedeleyecek bir biçim alamaz. TÜRK YEREL HİZMET-SEN ve BEM-BİR
SEN’in yaptıkları güdümlü politikaların sendikal mücadeleyi hak
alıcılıktan nasıl uzaklaştırdığı ve hükümetin ya da belirli partilerin
gündemine odaklı politika yapmanın sendikal hareketi ne kadar olumsuz
etkilediği açıktır. Diğer yandan da 1989 Bahar Eylemleri’nin
direngenliği üzerine ortaya çıkan ve kuruluşunda bizim de içinde
olduğumuz TÜM BEL SEN uzun süredir etnik politikaların esiri olmuş ve
emeğin hakkını aramak yerine DTP’nin bir bileşeni gibi hareket etmeye
başlamıştır. Sendikamız YEREL-İŞ bütün bu olumsuz örneklerin
eleştirisinden aldığı güçle siyasal partiler karşısında kendi
özerkliğini tüm gücüyle savunur.
YEREL-İŞ, “görünürde” eylemliliğe karşı çıkar.
Sendikal eylemlerin başarısı, hedefin sağlıklı bir düşünsel temele
dayanmasına ve seçilen eylem yönteminin gerçekçiliğine bağlıdır. Bu iki
unsur arasındaki bağdaki gevşeklik, başarısızlığa neden olacağı için
sendikal tabanda kötümserliğe yol açar. Bu süreç ise bir süre sonra,
uzunca bir süredir ülkemizde yaşandığı üzere, yaptığı eylemlerin sonuç
alabilirliğine kendisi de inanmayan ve giderek sayıları azalan
kitlelerin “görünürde” eylemliliğine dönüşür. Emek örgütleri özünde
siyasal örgütlenmeler olsa da, ortaya sürülen siyasal iddiaları kendi
emek-değer süzgecinden geçirerek onları kendi siyasal algısı çerçevesine
alır ve politikayı varolan gündeme eklemek yerine, varolan gündemi kendi
amaçları ile birleşmiş bir biçime sokarak onun eylemini örgütler.
YEREL-İŞ, işkolunu oluşturan kamu çalışanlarının
ilkeli ve onurlu bir yaşam sürebilmesi için zorun olan ücret standardını
uygun seviyelere yükseltme mücadelesi verirse de sendikal mücadeleyi
sadece ücret pazarlığına indirgemez. Emek gücünü yeniden üretmek için
hesaplanan ücreti, sürekli olarak, insanın onuruna yaraşır yeni
gelişmelere de uygun biçimde yükseltmeye çalışır. YEREL-İŞ bu yükseltme
talebinin sadece bir ücret yükselmesi olarak değil, onun dışında yeni
özgür ve eşit bir toplumsal yapının kurulması siyasal mücadelesinin bir
ayağı olarak düşünür. Anti-emperyalizmi sınıf mücadelesi zemininde
kavrayan YEREL-İŞ, ülkemiz kaynaklarını küresel sermayeye peşkeş
çekebilmenin olanaklarını hazırlayan IMF ve Dünya Bankası
politikalarına, bu örgütlerin özelleştirme adı altında dayattığı yağmaya
karşıdır. AB’nin genel politikalarının da son dönem ABD emperyalizminin
çıkarlarından ayrılmadığı tespitini yapan sendikamız AB’nin de ülkemiz
ve ülkemiz emek-gücünün üzerinde çıkar hesapları olduğuna inanır.
YEREL-İŞ, hem işkolunun etkinlik alanında hem de
bütün bir ülkede oldukça güçlenen karşı-devrimci gerici ve etnik
bölücülüğe asla taviz vermez.
YEREL-İŞ, 1980’li yıllardan itibaren etkisini
göstermeye başlayan ve 1990’lı yıllarda iyice kontrolden çıkan ve
zengin, fakir arasındaki uçurumu iyice arttırarak halkı sefalete
sürükleyen neo-liberal saldırıların sosyal devleti tasfiye etmeye
yönelik politikalarını hukuksal, siyasal ve ekonomik alanların hepsinde
yakından takip eder ve bu politikalara karşı emek tabanını ve toplumun
tüm kesimlerini örgütlemeye çalışır. Ülke birikimlerinin özelleştirme
adı altında her geçen gün satıldığı günümüzde YEREL-İŞ sadece geride
kalanları korumak için değil, aynı zamanda daha önce satılmış olanların
da ülkenin ve insanların ortak malı olduğunu tekrardan ülke bilincine
çıkarıp bunlar için de mücadele etmeyi kendi görevi bilir.
Kamuoyuna saygılarımız ile duyurulur
Yaşasın örgütlü mücadelemiz !
Yaşasın YEREL-İŞ !